İçinde kulaç attığınız Okyanus nasıl da sessizdir

God said:

Zamanın içinde kilitli kalmış ve bu yüzden de sınırlanmıştınız. Yeryüzünde yaşayan herkes zamana bağlı olarak yaşamaktadır. Dünyadaki mevcut durum böyledir, mamafih, daha azına kilitlenmek de mümkündür elbet. Belki de zamanı yakalamak için bu kadar da acele etmemeniz gerekiyordur. Sevdiklerim, zaman sizden çok daha atiktir. Akıllıdır da hem.

Zaman sizde, sanki efendinizmiş fikrini uyandırmaktadır. Çünkü, saatler dakika başı tık etmektedir ve bunu sanki de onun efendi olduğunu unutmamanız için yapmaktadır. Tatillerde bile zamandan kaçamıyorsunuz. Hala hayatınızı yöneten bir metronom olarak kalıyor o. Hatta ne zaman uyanacağınızı söyleyen daha yüksek sesli saatleriniz bile var.

Zamandan başka bir boyutta olmak ne kadar da hoş olurdu. Zamanın esiri olmamak ne kadar hoş olurdu. Zaman hiç icat edilmemiş olsaydı keşke ve kendi iç zamanınızı izlemek konusunda özgür olsaydınız. Güneşi ve yıldızları takip ederdiniz o zaman. Hayatınızı, Zaman adı verilen o müfettiş olmadan sürdürürdünüz. Zamanı tüm bir kainata yayardınız. Telaşa hiç gerek olmazdı, “ağırdan almak, sallanmak” gibi laflar da hiç akla gelmezdi. Kestirme yollara ihtiyaç duyulmazdı. Hızlı-çekim diye bir şey olmazdı. Fast-food diye bir şey olmazdı. Tüm dünya bir boş zaman bolluğu içinde olurdu, ipek kadar yumuşak, esnek, capcanlı olurdu, çünkü zamanın düşük ücretli hizmetkarı olmaktan çıkardı artık. Sürekli omuzunun üzerinden bakan, denetleyici zaman mevhumu olmaksızın dünya çok daha iyi zaman geçiriyor olurdu.

Acıktığınızda yemek yerdiniz. Yemeğinizi yemek zorunda olduğunuz belirli zaman aralıkları olmazdı.

“O halde insanlar trenleri nasıl yakalardı?” diye soruyor olabilirsiniz.

Zamansızlığın huzurlu ruh hali içerisinde, sabırsızlık da olmazdı beklemek için. Bu zamanı sadece “olmak” için geçirmek çok keyifli olurdu. Ve tren geldiğinde de ayağa kalkıp ona binerdiniz. Tren istediğiniz yere geldiğinde de inerdiniz.

Hayat nasıl da basit olurdu. Nasıl da kolay. Nasıl da cömert ve düşünceli. Tüm bunlar güneşle kalkıp, ayla ve yıldızlarla uyuduğunuz için böyle olurdu. Dünya ise sükunet bulurdu. Sadece yeşil kırlar olurdu ve herkes çimlere uzanıp gökyüzünü seyrederdi.

Şu andaki haliyle ise, zaman ilk sırayı almakta ve gökyüzü de ikinci ligde oynamaktadır.

Dünyada olup dünyaya tabi olmamak, zamanı anında yaşamak ve zamanın esiri olmamak demektir. Zamanın hırpalayıcı etkilerinin dışında kalmak, fakat her zaman bol bol zamana sahip olmak demektir. Bu durumda elbetteki dünya zamanı da mevcut olmazdı. Sevgi olurdu. Eşinize, saate bakmadan sarılırdınız. Yüreğinizde yaşardınız. O an için ne yapılacağını size kalbiniz söylerdi.

Tüm bunlar tembel olurdunuz demek değildir elbet. Tam tersi, çok daha enerjik olurdunuz. Sadece enerjik olurdunuz. Böyle olmadığınız bir zaman olmazdı. Tıpkı gündüzün aydınlığa sahip olduğu doğallıkla, sadece enerjik olurdunuz. Güneşin enerjisine sahip olurdunuz.

Faal olmak bir marifetmişcesine bu kadar yoğun olmazdınız, güne sanki alt edilmesi gereken bir şeymiş gibi bakmazdınız. Sükunet içinde olurdunuz. Sükunet ve huzurla yüzen bir kuğunun zerafetiyle hareket ederdiniz gün içinde. İçinde kulaç attığınız Okyanus nasıl da asude olurdu. Hayatınız güneşle yatıp, güneşle kalkardı. Siz de zamanın emrine amade olmaktansa, şevk içinde ve Kainatın kalbinde büyüyüp zenginleşirdiniz. Zamana karşı çok doğal davranılırdı. Onun egemenliğini kim sorgulardı ki? Saatleri ve zamanı, kurarak kim değiştirirdi o zaman?

Güneşin zamanı çok emindir. Güneşe bakın siz, onunla yol alın.

Translated by: Engin Zeyn...

 

Your generosity keeps giving by keeping the lights on