Hayata dair hoş olan her
Hayattaki tüm o hoş şeyleri düşünün bir. Nasıl da uzun bir liste yapardınız! Güzel olan şeyleri, olağandışı olanları ve mukayasesi imkansız şeyleri anlatın Bana sevdiklerim.
Peki ya bu sabah nasıl? Güneş gölge oyunları oynuyor. Bir çiçek açıyor. Gökyüzü mavi giysilere bürünmüş ve gün içerisinde görünümü değişiyor. Bazen üzerinde bulutların toplandığı parlak mavi oluyor veya gri gölgeler kaplıyor üzerini ve geceleyin de yıldızların iliştirildiği gece mavisine dönüşüyor o.
Esen rüzgarla, bir o yana bir bu yana dönen yapraklara ne demeli peki? Ya biribirine benzeyen fakat asla tıpatıp aynı olmayan yapraklar? Yeryüzüyle gökyüzünü tek bir uzanımda biribirine bağlayan o ağaçlara ne demeli? Kökleri çok derinlerde olmasına rağmen ne kadar yükseklere ulaştığının farkındadır bir ağaç. Uzun veya kısa, Yedi Kat Gökyüzüne erişmektedir o. Güneş, ağaca seslenmekte ağaç da yukarı bakmaktadır. Ağaç için durmak yoktur.
Hiçbir ağaç, hiçbir şey için “yeterince iyi değil demez”. Diğer ağaçlardan çamura saplanmış çırpılar olarak bahsetmez. Hiçbir ağaç, “Hey hepsi de benden güzel olan şu diğer ağaçlara bir bak! Şu ağaca bir bak, ben burada yamuk yumuk dururken, onun üzeri çiçeklerle ve meyvelerle dolu,” demez.
Hiçbir kaktüs, “Dikenli tuhaf bir şeyden başka neyim ki ben?” diye sormaz.
Hindibağ, hindibağ olmaktan mutludur. Hiçbir Kara hindibağ, “Neden bir gül olamıyorum ben?” diye sormaz.
Güneş, gökyüzü, bulutlar, ağaçlar, yapraklar. Bunların hiçbiri “Böyle olmak zorunda mıyım? Neden başka bir şey olamıyorum ben?” diye sormaz.
İnsanoğlundan başka hiçbir canlı önceki günden veya geçmişten dolayı pişmanlık duymaz veya geriye bakmaz. İnsanoğlundan başka hiçbir canlı, “Bunu neden yaptım? Onu neden yapmadım? Nasıl da o kadar aptal olabildim? Neden o denli hesapçı veya bencil davrandım? Ne zaman öğreneceğim ben?” diye sormaz.
İnsan oğlundan başka hiçbir canlı “Yeterince iyi değilim. Neden doğmuş olduğumu bilmiyorum. Doğmayı ben istemedim ki?” demez.
Yaşayan herşey gelişim içindedir ve insanoğlu dışındaki tüm canlılar mutlu olmak, hayattan tat almak için dünyaya geldiklerini bilirler. İnsanoğlu dışındaki tüm canlılar çaba harcamadan, ders almadan, uğrunda kaygılanmadan nasıl mutlu olacaklarını bilirler. Bir kedicik, bir parça ciğer için tasalanır, lakin hepsi budur.
Evde sessizlik varken veya televizyon sonuna kadar açıkken de günün keyfini çıkarır o kedi. Uzandığı yerde bulur mutluluğu. Mutluluk onun yattığı yerdedir. Kaz ciğeri yemediği için ne zaman surat asar o? O kedi bulunduğu yerde olması gerektiğini bilmektedir. Tam bulunduğu yerde olmak için her türlü hakka sahip olduğunu bilmektedir o. Yaşadığı yer onun şatosudur. Asaletinin farkındadır. Bunu asla sorgulamaz. Sevmek ve sevilmek için orada olduğunu bilir. Sorgulanacak bir şey yoktur. Sevgi duymadan önce şöyle bir duraklayıp sorular sormaz. Uzun hesaplar yapmaz. Bunu yapmak zorunda olduğunu hissetmez.
Peki, neden Benim Çocuklarım bir şatodan ziyade berbat bir durumda olduklarını düşünüyorlar? Neden Benim Çocuklarım şikayet edip kılı kırk yarıyorlar?
Size Özgür İradeyi bahşettiğim için mi böyle bu? Size bu muazzam armağanı verdiğim için mi böyle? Sahip olduklarınız, sahip omadıklarınızdan daha mı değersiz? Sanırım böyle düşünüyorsunuz?
Özgür İrade olmasaydı, bu kadar çok düşünmezdiniz. “Şimdi ne yapıyorum?” diye düşünmezdiniz. Üç tane kapı gördüğünüzde bunu bir meşakkat olarak addetmez ve hangisinin doğru kapı olduğuna yönelik karmaşık hesaplara gitmezdiniz. Maziyi ve mazinin “şimdi” için zaruri olduğu anlayışını tevazuyla ardınızda bırakır, o kapılardan birinden girerdiniz. Hangi kapıdan girerseniz girin yine aynı “siz” olduğunuzu bilerek, geçeceğiniz kapıyı seçmenin o kadar da mühim bir karar olmadığını bilerek yapardınız bunu.
Translated by: Engin Zeyn...Permanent link to this Heavenletter: https://heavenletters.org/hayata-dair-hos-olan-her.html - Thank you for including this when publishing this Heavenletter elsewhere.
Your generosity keeps giving by keeping the lights on

