Bir Heavenletter’ı okumayı bitirdiğinizde

God said:

Yerinizde saymayacağınız, hep aynı noktada kalamayacağınız anlaşılıyor mu acaba? Bu gezegenin dönmekte olduğu anlaşılıyor mu? Canlarım aynı yerde kalmanın nesi harika olabilir ki? Lakin durup hareketsiz kalmak istediğiniz bazı zamanlar ve yerler de var. Bazı anların sonsuza dek sürmesini istiyorsunuz. Bunu anlıyorum. Ancak yerinizde saymak, aynı noktada kalmak size göre değildir; çünkü o zaman devinimsiz kalmış olursunuz. Bu tıpkı donmak gibidir. Halbuki siz Dünyada biraz (na-mevcut) zaman geçiren sıcacık ve canlı Varlıklarsınız. Yolculuk yapıyorsunuz canlarım. Bir hayali andan bir diğerine sıçrıyorsunuz.

Madem zaman ve mekan kavramları hayali bu durumda şöyle de sorabilirsiniz: “O halde illüzyonun bu harikulade anında neden kalamıyorum ki? Hareket etmem ya da hareketsiz kalmam ne fark eder?”

Seçeneğiniz yoktur. Ya yataktan çıkarsınız ya da anneniz gelip yorganı üzerinizden çekiverir.

Burada gelişmekten bahsediyoruz canlarım. Sizin gelişiminizden bahsediyoruz. Çocuk parkında bile bir gelişim vardır. Dışsal mevhumu aslında mevcut olmasa da içsel ve dışsal gelişim vardır.

Yeryüzündeki hayatınızı bir illüzyon dahilinde yaşarsınız. Bedeniniz bir illüzyondur ama siz öyle değilsiniz. Siz gerçeksiniz, bedeniniz değil. Dünyada gerçek olan tek bir beden bile yok, fakat bedenin kılıfına girmiş olan herkes gerçek ve siz de gerçeksiniz. Lakin hiç kimse gerçekten bedeniyle sarıp sarmalanmış bir halde değil. Orada dolanıp karışmış olabilir ancak sarıp sarmalanmış bir halde değil. Size layık hiçbir sargı mevcut değil. İçine girdiğiniz o paket değilsiniz.

Beden içindeyken hareket edersiniz. Bedeniniz olmaksızın da hareket edersiniz. Bedeniniz hareket eden bir taşıttır. Siz hem hareket ettiren hem de hareket edensiniz.

İnsan bedeni çok nadidedir. Çok nadide bir şeydir o. Ateş böcekleri gibi ışık saçar. Sizden, sevdiklerinizden ya da sevmediklerinizden yayılan o ışığı bilinçli olarak görmeyebilirsiniz ancak asıl sevdiğiniz şey ışıktır sizin. Bedene büyük bir sevgi ve bağlılık duyabilirsiniz fakat ışıksız bir bedenin sevilebilir olmadığını da bilirsiniz. Sadece boş bir karton kutudur o.

Yeryüzünde, bedeninizin içindeyken ona alışır ve onun içinde ilerlersiniz. Beden sizi taşıyan bir araçtır canlarım, sizin mucizenizdir o.

Beden gibi bir şeyi hem tasarlayıp hem de onu size sunup sonrasında da onun bir illüzyon olduğunu size nasıl söylerim peki Ben, değil mi? Bir kenara ayrılan bedenler için yas tutacağınızı da biliyor muydum acaba? Bunu şimdi biliyorum ve sizden yas tutmayı bırakmanızı istiyorum. Bunun yerine özgür kılmayı kabul edin. Sevdiklerinizin asla ölmediklerini, yaşadıklarını ve aynı şeyin sizin için de geçerli olacağını kabul edin.

Ebediyim Ben. Kaçınılmaz olarak siz de öylesiniz. Başka türlü de olamaz bu.

Bedeniniz gibi bireyselliğiniz de sizin için çok önemli. Bireyselliğiniz çok nadide ve değerlidir, ama Evrenselliğiniz bundan çok daha nadide ve değerlidir. Onsuz yaşayamazsınız.

Ah, canlarım, yanaklarınızdaki gamzeden, el yazınızdan, hatta gözlerinizdeki pırıltıdan bile çok daha güzelsiniz. Sizden daha nadide hiçbir şey yok ancak aynı zamanda bu geçici kimliğinizden çok daha değerli, çok daha nadide ve özelsiniz. Canlarım giydiğiniz o kıyafetler değilsiniz. Canlarım o kıyafetleri giyen bedeniniz değilsiniz.

Fizikselin ötesindeki unsurunuza ruh deniliyor. Derinliklerinizde bu farkındalığa sahipsiniz. İsminizi taşıyan bedeninizi taşımakta olan bir ruh var şu anda. Mevcut isminiz varsayılan bir kimliktir canlarım. Gerçek kimliğiniz ise Benim ismimi taşımaktadır.

Bir Heavenletter bir noktadan diğerine geçiş yapar, tıpkı sizin gibi ve bir Heavenletter’ı okumayı bitirdiğinizde o sona ermez. İçinizde bir yerlerde kalır o. Bir Heavenletter’ın ruhunun kalıcı olduğu içinizdeki o yer neresidir acaba?

Translated by: Engin Zeyn...

 

Your generosity keeps giving by keeping the lights on