Sizin için yarattığım bu dünyada ağlayıp sızlanabilmeniz olağanüstü bir mucizedir

God said:

Kendi içinize bakmanız çok faydalıdır bunu biliyorum, fakat kederin peşinize düştüğü zamanlarda dışarıya bakın siz. Bakın güneş ağaçların üstünde siz hüzne kapılmadan önceki gibi ışıyor yine. Bakın, yeni çiçekler açıyor! Hava ne kadar da hoş. Gökyüzü dünyanın üzerindeki bir pelerin gibi sanki, beyaz bulutlar ise kuğular gibi akıp gidiyor. Üzüntünüze değil, kendinizden uzaklara bakın siz. Bir tablo gibi yarattığım bu dünyada yaşayıp da nasıl kedere üzüntüye kapılırsınız?

Dışarıya baktınız ve yağmuru gördünüz, fakat bu da olağanüstü bir tablo değil midir yine? Dışarı çıkın ve ıslanın. Dışarıda yağmurun altında olmak nasıl bir şey, bunu hissedin. Yağmuru dinleyin. Yağmurun mucizesini kucaklayın.

Sizin için yarattığım bu dünyada ağlayıp sızlanabilmeniz olağanüstü bir mucizedir. Evet anlıyorum, sizi üzen bir takım olayların meydana geldiğini düşünüyorsunuz. Aslında hiçbir şey olmuyor canlarım. Olan tek şey, sizin gerçekleşmesini istediğiniz bir şeyin gerçekleşmemiş olması. Gözyaşlarınıza bu neden oluyor. Hayat sizin planladığınız şekilde gitmiyor bazen. Siz mutluluk içinde ilerlerken bırakın hayat da kendisi olsun.

Sizi mutlu ya da mutsuz edenin dış dünya olduğunu zannediyorsunuz, oysa sihir yaparcasına ondan mutluluk ya da mutsuzluk çıkaracak olan sizsiniz. Birer sihirbazsınız sizler. Dış olayları istediğiniz her şeye dönüştürebilirsiniz. Fırına elmalı bir turta koyup, onu ekşi bir vişneli turta olarak geri çıkarmanız gibidir bu. Ya da fırına vişneli bir turta koyup, onu cevizli bir turta olarak geri çıkarmanız, üzerine tatlı mı tatlı bir şurup dökmeniz gibidir. Birer sihirbazsınız sizler. Her gün pek çok şeyi, pek çok şeye dönüştürebilirsiniz.

Keder içinde olsanız bile, bugünü bana sunduğunuz bir yemek olarak hayal eder misiniz lütfen? Masanızda oturuyorum ben ve Bana ne sunarsanız onu yemeye hazırım. Bana ekmek kırıntıları mı verirdiniz canlarım, yoksa Benim için hoş bir yemek mi hazırlardınız? Evinizde yeterli malzeme olmasa bile Benim için elinizden gelenin en iyisini yapmaz mıydınız? Bana gözyaşları için de mi servis yapardınız, yoksa gülümseyen bir yüzle mi?

Gerçekten sizin masanızda otururum ben ve sizin sunduğunuz yemeği yerim. Zihninizi okurum. Kalbinizi hissederim. Bana en iyiyi vermek istemez misiniz? Elinizden gelenin en iyisini? Üzgünken bile Benim tabağımı mutlulukla doldurabilirsiniz. Evet, bunu yapabilirsiniz. Neşeli canlı da olabilirsiniz, üzüntü içinde de. Konuğunuzun “Ben” olduğum aklınızdayken şayet, daha ne kadar üzüntü içinde olabilirsiniz peki? Ben sizin daimi Konuğunuzum sevdiklerim. Pansiyoneriniz olduğumu da söyleyebilirsiniz. Ben sizinle yaşarım çünkü.

Benim Okyanusumun dalgaları olduğunuzu söyleyebiliriz. Fakat Bana sunduğunuz dalgaların üzerinde de yol alırım Ben. Benim bir parçamsınız, çok sevgili bir parçam ve tüm dünyanın üzerinde yol alabilmesi için mutluluk dalgaları yaratmanızı isterim sizin.

İçinde bulunduğunuz ruh halinin dışına çıkıp Sevgimizin Hakikatine gelmenizi istiyorum sizden.

Bugün Bana bir bisiklet vereceğinizi hayal edin. Onu garajdan çıkarıp, Benim için yıkayıp parlatmaz mısınız? Bunu yapınca kendinizi daha iyi hissetmez misiniz peki? Bana kir pas içinde bir bisiklet vermek istemezsiniz biliyorum. Aynı şekilde, Bana şöyle cicili bicili bayram gibi bir gün verir misiniz peki? Günü kasvetten dışarı çıkarıp içine ışık doldurur musunuz?

Bunun sadece bir gün olduğunu biliyoruz elbet, mamafih “bu gündür” o gün. Bir çiçek buketi gibi sarar mısınız onu? Benim için bir hediye yapar mısınız onu? Bana yazdığınız bir mektup yapar mısınız onu? Günlük bir mektup? Ben size Kendi mektubumu veririm, siz de Bana kendi mektubunuzu verirsiniz. Mektubu kimin yazıp, kimin aldığını artık bilmediğiniz o gün gelene kadar yazışırız biz. O kadar sık aynı sayfa üzerinde buluşuruz ki tüm günler harikuladedir şimdi ve siz de her bir günün Bizim birbirimize verdiğimiz bir armağan olduğunu biliyorsunuzdur, dolayısıyla mektuplarda da bundan böyle yazılan budur artık.

Translated by: Engin Zeyn...

 

Your generosity keeps giving by keeping the lights on