Gece Yıldızlar, Gündüz Güneş
Eğer dünyada bir şeylerden vazgeçmeniz gerekiyorsa ızdırap çekmekten vazgeçin. Bu kadar basit. Izdırabın hiçbir faydası yoktur. Ah, belki de “Orada kal ve bir daha sakın geri gelme!” diyen kocaman bir işaret levhası olarak kullanılarak bir fayda sağlayabilir o.
Fakat ızdırabın aslı tamamen faydasız ve abestir. Hiçbir şeye hizmet etmez ve kendi kendisiyle beslenir o.
Acı hissi bazen size empoze edilebiliyor bunu anlayabiliyorum, fakat bilhassa saklanıp biriktirilmiş yoğun bir ızdırap halinden bahsediyorum Ben. Izdırabı sahiplenmeniz gerekmez. Onu kendinize mal etmeniz gerekmez. Eğer sıcak bir patatesi elinizden bırakabiliyorsanız ızdırap çekmeyi de bırakabilirsiniz. Artık kendinizi ızdırap çeken biri olarak görmeyin. Artık dünyayı ızdırap çekilen bir yer olarak görmeyin.
Savaş alanlarında bile çiçekler açar. Bir ızdırap sahasının ortasında bile gözlerinizin bakabileceği başka yerler de vardır. Geceleyin yıldızların ışıldadığı, gündüzün güneşin parladığı bir gökyüzü vardır yukarıda. Burada elbette ki ızdırabın üzerine ışık tutan, ondaki karanlığı bertaraf eden, onu dönüştürüp çürüten bir durum vardır.
Izdırap çeken bir zihniyetin çerçevesine hapsolmak hiç de akıllıca değildir. Izdırap bataklık kumu gibidir sevdiklerim. Gittikçe daha derine batar ve diğerlerini de peşinizden sürüklersiniz. Ne budalalık ama!
Aslında bir anlamda ızdırabın mutluluktan bir farkı yoktur. Mutlulukla da diğerlerini peşinizden götürürsünüz. Lakin aşağısı yerine onları yukarı doğru çekersiniz. “Gel,” dersiniz, “Burada dur. Burada yer var ve çok hoş.”
Eğer siz kendiniz bir çukurun dibinde duruyorsanız diğerlerini nasıl yukarıya çekebilirsiniz ki?
Her şeyden önce o çukura inmeyin. Diğerlerinin inmesine de sebep olmayın.
Sizin dünyadaki ızdırabı yatıştırmanız gerekiyor, kendinizi onun içine gömmeniz değil.
Izdırabın mevcudiyetine dikkat çekmek üzere hoplayıp zıplayarak madalya kazanmazsınız. Size düşen ona dikkat çekmek değildir. Size düşen çıkış yolunu göstermektir. Taşımanız gereken pankart, üzerinde “Çıkış burada. Mutluluk bu tarafta,” yazandır. Pankartınız “Izdırabı bırak. Mutluluğa bak” olmalıdır. Izdırap konusunda greve gitmelisiniz canlarım.
Siz onu ilan etmeseniz de, habire gündeme getirmeseniz de, büyütüp analiz etmeseniz ya da kalbinize yük etmeseniz de dünyada zaten yeterince ızdırap vardır. Izdırap yanınızda taşıyacağınız bir madalya değildir. Onun bırakılması gerekir.
Izdırap ağzınızda kötü bir tat bırakır. Ona tutunmak niye? Üzerinde kafa yormak niye? Çiğneyip yutmak niye? Hatta neye benzediğini anlamak için tadına bakmak niye? Ağzınızdan tükürün onu sevdiklerim. Tükürün onu. Size göre değildir o. Uğruna doğduğunuz şey o değildir.
Eğer hayatın içinde kulaç atmaya niyet ettiyseniz suyun temiz ve güzel olduğu yerlere gelin. Deniz güzeldir sevdiklerim. Gelin ve Benimle yüzün. Güneşe çıkın. Kendiniz olarak gelin ve ızdırabı ardınızda bırakın. Sizi sadece aşağıya çeker o. Fakat bunu zaten biliyorsunuz. Öyleyse bundan kurtulmamak niye? Onu bırakmamak niye?
Izdırap ağzınızda kötü bir tat bırakır ama tıpkı sigara içmek gibidir o. Alışırsınız. Izdırap çekecek mevzularınızın azaldığınız hissettiğinizde hemen bakkala koşup yenilerini almanız gerektiğini hissedersiniz. Sigarasız ya da ızdırapsız kaldığınızda muhtemelen asabileşirsiniz, hayatınız ızdıraba o denli bağımlı bir hale gelmiştir ki onsuz kendinizi yitik hissedersiniz. Sigaranız yoksa sigara içmezsiniz; ızdırap çekmezseniz ızdırabınız da olmaz, değil mi? Alışkanlığınızı bırakın aziz canlarım.
Bir sınavdan zayıf aldığınızda acı mı çekmeniz gerekiyor? Arabanızın lastiği patladığında üzülüp kederlenmeniz mi gerekiyor. Eğer hayat sizin tüm istediklerinizi vermiyorsa kendinizi hırpalamanız mı gerekiyor? Her ne olup bitiyorsa, bu karışıma ızdırap ilave etmeniz gerçekten şart mı?
Translated by: Engin Zeyn...Permanent link to this Heavenletter: https://heavenletters.org/gece-yildizlar-guenduez-guenes.html - Thank you for including this when publishing this Heavenletter elsewhere.
Your generosity keeps giving by keeping the lights on

