Yıldızlara bakın

God said:

Gelin bugün tembellik yapalım biraz; siz ve Ben. Bembeyaz bir bulutun üzerine uzanalım bir süre; masmavi gökyüzünü, Dünya’yı ve Cennet’i düşünelim beraber. Birlikte huzur içinde olalım bugün; Sevginin Birliği içinde birlikte olmamızın ne kadar hoş bir şey olduğu aklımızda bulunsun yalnızca. Sadece var olmak, ne kadar da hoştur. Yapacak hiçbir şeyin olmaması, ilgilenilmesi gereken hiçbir şeyin olmaması, sadece Kainat boyunca salınım yapan sevgi olmak ne kadar da hoştur.

Gelin sadece arkamıza yaslanalım bugün. Dünya kendi başının çaresine baksın. Her şey ayarlandı ve her şey bunun işaretini veriyor zaten.

Biz bu arada beyaz bir bulutun üzerinde yelken açabilir veya masmavi bir denizin içinde kürek çekerek gökyüzünü ve daha da ötesini seyredebiliriz. Gökyüzüne bakabiliriz. Bugün biraz avarelik edebilir ve hiçbir konuda telaşlanmadan, acele etmeden vakit geçirebiliriz; zira zamanın mevcut olmadığını biliyoruz bugün; dolayısıyla çocuklarımın şunu ya da bunu yapmak için yeterli zamanlarının olmadığını düşünmeleri gerekmiyor. Zaman yok çünkü onun yerine Ebediyet var ve Ebediyet başlı başına başka bir hadise.

Sırtımızı Ebediyete yaslayabilir ve hayatın o hayali resmi geçidini seyredebiliriz Biz. O yürüyüşün içinde kendimizi de görebiliriz ve bunun üzerinde hiç durmayız Biz. Yürüyüşçüler ve bando ekipleri birlikte yol alırlar. Onları seyretmekten büyük keyif alırız. Hepsini izlemekten keyif alırız. Rahatımıza baktığımız bugünde keyif alamayacağımız ne olabilir ki?

Aciliyet hissi olmaksızın çok daha fazla şey başarırız. Aciliyet, telaştan başka nedir ki zaten; telaş, telaş ve daha fazla telaş. Her şey aciliyet değildir canlarım. Her şey kriz de değildir. Hatta hiçbir şey kriz değildir.

Çabuk, çabuk, çabuk, acil,acil acil deyip durmak yerine sakin, sakin, sakin demeyi deneyin. Koşuşturup telaşa kapılmadığınızda her şey daha kolaydır. Hayatın içinde çarpışarak telaş içinde ilerlemek yerine zarifçe süzülerek yürümenizi tavsiye diyorum size Ben.

Gelin geceleyin, sakin bir gölün içindeki bir zambak öbeğine sırtımızı yaslayalım ve yıldızlara bakalım. Yıldızlara bakmak her şeyi yerli yerine koyacaktır. Yıldızlara daha sık ve daha uzun sürelerde bakın. Yıldızların ışığından ve mesajından daha önemli olan yapmak zorunda olduğunuz ne olabilir ki?

Ya da gelin ayın üzerinde bir geziye çıkalım. Ay sakindir. Dalgaları kendisine çeker o ve daha da fazlasını yapar, fakat hala sükunet içindedir. Aya öykünün ki rehavetin sükunetini hissedebilesiniz.

Sizden istediğim şey adımlarınızı yavaşlatmanız değil. Diyorum ki ayak uydurmanızı gerektiren bir sürat yok ortada. Telaş ve sürat yerine sessizlik ve sükunetle yol alın.

Yüksek bir dağın tepesinde durduğunuzda etraftaki tüm o kargaşa ve koşuşturmayı göreceksiniz zaten. Bana yakın olun, tüm o kargaşadan böylelikle muaf kalacaksınız. Bu arbedeye girmenizi gerektiren bir şey yok. Onun yerine Benim kalbimden içeri girin.

Sükunetin ve dinginliğin bir sembolü olun, çünkü ancak sükunet ve dinginlikten yola çıkarak başarabilirsiniz, etrafta telaş içinde koşuşturarak yapamazsınız bunu.

Benim dünyayı nasıl yarattığımı tasavvur edin. Bir yarışa girmemiştim Ben. Çok güzel düşünceler geçirmiştim zihnimden ve düşüncelerim tezahür etmişti. İfa Eden olmama rağmen bunu yapmamıştım. Sadece düşünmüştüm. Hayal etmiştim. Tasavvur etmiştim ve Yaradılış tezahür etmişti. Yüreğimin arzularından meydana gelmişti o. Bunu başarmak için mücadele içinde çaba harcamamıştım. Hiç çaba harcamamıştım. Böylelikle siz ve mevcut dünya var olmuş, o andan beri de varlığını sürdürmüştü. Bir kez yaratmıştım Ben ve tüm o sevinç Benden yana hiçbir çaba olmaksızın devamlılığını sürdürmüştü.

Çaba harcayıp didinmeyi Benden öğrenmediniz canlarım. Peki nereden öğrendiniz bunu? Stresi ve gerilimi nereden öğrendiniz? Neyse, bunun önemi yok; dönüp duran o çarkın içinden çıkın şimdi.

Translated by: Engin Zeyn...

 

Your generosity keeps giving by keeping the lights on