Ağacın altındaki hediyeler gibi
Hayat, evinizin kapısını açıp orada kimin durduğunu yada postacının size nasıl bir paket bırakmış olduğunu görmek gibidir. Hayat tekrar tekrar kapınızın önünde bulduğunuz paketleri yine tekrar tekrar açmak gibidir. Açacak pek çok paketiniz vardır.
Açtığınız her bir kapının ardında size gelmiş, sizi bekleyen bir şey vardır; sizi adeta dürtüklemekte, onu keşfetmenizi beklemekte hiç olmazsa bir tadına bakmanızı yada en azından ona bir selam vermenizi istemektedir o.
Hayat, Noel ağacının altındaki tüm o hediye paketleridir. Eski zamanlarda şömineye asılı çorapların içinde biraz kömür yada patates olması umulurdu. Bugünse dünyadaki pek çok ülkede yaşayanlar sadece altın ve gümüş beklentisi içindeler. Hatta siz bile böyle olabilirsiniz. Bir nebze şımarıklık içinde olabilirsiniz yada bayağı bir şımarıklık içinde olabilirsiniz.
Gönlünüzden gül geçmesine rağmen size papatya verilmiş olabilir ve sizin düşündüğünüz şey olmadıkları için papatyaları hakir görebilirsiniz. Papatyalardan yana memnuniyet duymaya çalışın belki de kapınızda bulacağınız bir sonraki şey bir demet gül olacaktır.
Yada siz beyaz güller istiyorsunuzdur ama size kırmızılar verilmiştir ve bir kez daha bir şımarıklık hali içindesinizdir. Öyle ki sizi mutlu etmek hayat için bazen gerçekten de çok zordur.
Hayat bazen size iyi bir restorandaki garson gibi görünebilir, servisten memnun kalmamışsınızdır işte. Çay iyice ılık yada kaynar sıcaktır, özel bir şeyler sipariş vermişsinizdir ama gelen yemek hiç de sizin düşündüğünüz denli fevkalade değildir. Beğenmediğiniz bir şeyler vardır içinde.
O Yüce İnsanlardan bir tanesini bile kendilerine sunulan yemekten hoşnutsuz olarak tasavvur edebiliyor musunuz acaba? O Yüce İnsanlardan bir tanesini bile “Neden ama neden bana böyle kötü servis yapılıyor? Neden hayatta payıma bu düşüyor?” diye yakınırken düşünebiliyor musunuz?
Onlardan birini bile “Neden insanlara hizmet etmem gerekiyor ki? Neden dünyayı dolaşıp da ona destek vermem gerekiyor?” derken düşünebiliyor musunuz?
Yada o Yüce İnsanlardan herhangi birini “Tahteravanla taşınmak varken niye bir Banyan ağacının altında oturuyorum ki?” diye sorarken hayal edebiliyor musunuz hiç?
Lakin şöylesi küskün sorular sorabiliyorsunuz sanırım: “Neden çalışmak zorundayım? Ben neden bir ağacın altında oturamıyorum ki? Ben neden denizlerde yüzemiyorum? Neden kürekleri benim çekmem gerekiyor? Yolcu olmak yerine bu trenin makinisti neden benim sanki? Gideceğim yolu neden ben saptayamıyorum ki?”
Sanırım sınırsız sayıda bu tip soru var aklınızda.
Sorular sormak yerine açıklamalarda bulunmayı düşünmenizi istiyorum sizden. İşte şimdi Ben size soruyorum: “Yanıtlanamaz sorular sormaya devam etmek neden ama neden? Nedenle başlayan sorular sormak neden? Memnuniyetsizliğinizi kamçılamak neden?”
Bu tıpkı şöyledir canlarım: Hayalleriniz ve arzularınız olsun. Onların izleyin. Onları yüksekte tutun, gözünüz üzerlerinde olsun ve hayallerinizin sizden ne kadar uzak olduğuna bakmayı da bırakın.
Bir denizci olsaydınız eğer, şöyle söylemeniz için yüreklendirirdim sizi: “Yolumdayım ben. Okyanusu aşıyorum. Gemimin dümenini gitmek istediğim istikamete kırıyorum.”
Bir denizci olsaydınız şayet şöyle şeyler söylemekten caydırmaya çalışırdım sizi: “Offf, karaya ne zaman ayak basacağım. Karaya çıkmayı başarabilecek miyim acaba? Offf çok uzak, karadan çok uzaktayım. Karada olmak istiyorken neden okyanusun ortasındayım ki sanki?”
Canlarım yakınmaların, şikayetlerin dönemi bitmiştir artık. Onlardan çok fazla vardı zaten. Kendinizin ve çevrenizdeki dünyanın cesaretini kırmayın artık. Eğer farklı bir şarkı söyleyemiyorsanız kendi iyiliğiniz ve dünyanın iyiliği için sessiz kalın bari, olur mu acaba?
Translated by: Engin Zeyn...Permanent link to this Heavenletter: https://heavenletters.org/agacin-altindaki-hediyeler-gibi.html - Thank you for including this when publishing this Heavenletter elsewhere.
Your generosity keeps giving by keeping the lights on

