Heaven #3517 Altın Saraydaki Merdivenler
Heaven #3517 Altın Saraydaki Merdivenler
Tanrı dedi ki:
Mutluluğun da mutsuzluğun da kendi içinizde olduğunu artık biliyorsunuz. Belirli anlarda birini yada diğerini benimsersiniz. Hayattaki iniş çıkışlar gelip geçicidir. Mutluluğunuz da mutsuzluğunuz da zamana bir gerçeklik olarak inanmanızla ilgilidir.
Mutluluk veya mutsuzluk olarak tanımladığınız farkındalığın tek bir adı yoktur. Sıcaklık denildiğinde soğuk ve sıcak söz konusudur ama mutluluk ve mutsuzluk hangi terimin birer unsurudur ki? Ruh-hali de tam yerinde bir tabir olmayabilir, çünkü ruh haliniz son derece değişkendir. Varoluş Hali de doğru tabir değildir zira Varlığınız tamlık halindedir, sağlam ve değişmezdir; ona yönelik algılamanızın ne denli uzakta seyrettiği bir fark yaratmaz. O halde mutluluk ve mutsuzluğa algılama hali diyebiliriz.
Elbette ki dünya algılamanıza yönelik bir takım göstergeler sunar size. Elbette ki dünya kapınıza bazı paketler bırakır; bazılarını mutluluk verici bazılarını ise tahripkar olarak nitelersiniz. Lakin her halükarda algılama haliniz hayatın sizi belirli zamanlarda daraltmasına yada ferahlatmasına bağlı değildir sadece.
Mutsuz olmak için hiçbir sebebiniz olmayabilir ama yine de kendinizi mutsuz hissediyorsunuzdur. Böyle algılıyorsunuzdur. Etrafınızda mutsuz olmak için sizden çok daha fazla nedenleri olduğu halde mutluluk sahibi insanlar bulunduğunu biliyor ama yine de bu yada şu gün kendinizi mutlu hissetmediğinizi fark ediyorsunuzdur.
Bazen de mutlu olmak için her türlü sebebe sahip olduğunuzu biliyorsunuz ama mutluluk sizin için heyecanını kaybetmiş oluyor. Dün kendinizi mutlu hissetmiştiniz, bugün ise hiç de öyle hissetmiyorsunuz. Değiştiniz. Ortada hiçbir sebep yokken kendinizi mutsuz hissedebiliyorsunuz.
Hayatın mutluluk hissiyatınıza istinaden değerlendirmeye tabi tutulmaması gerekir. Bu çok zorlu bir zemindir. Algılamanız, idrakınız genellikle yanıltıcıdır. Hayatınızın tabi olduğu, onu besleyen bir yer altı ırmağı vardır o da saf enerji, saf sevgi ve saf mutluluktur. Fakat dikkatiniz bu ırmaktan çok daha uzaklara yönelir ve siz bu ırmağın üzerinde yüzen ufak tefek şeylere bakar, doğuştan hakkınız olan mirastan sizi alıkoyan büyük engeller olarak görürsünüz onları.
Algılamanız çok güçlü bir unsurdur. Karmaşaya neden olabilir ve sizi mutsuz, depresif kılabilir. Hayatınızdaki her şey onları nasıl gördüğünüz, nasıl karşıladığınız, nasıl yorumladığınızdır.
Hayatınızın amacı mutluluk değildir. Mutluluğun bir asaleti ve değeri vardır ama hayatınızın amacı değildir. Mutluluk bir amaç olmak için çok sınırlıdır. Bu amacın en yerinde tarifi mutluluk vermektir. Mutluluk vermek sınırlarınızı genişletir ve sizi hayatınızın merkezi olmaktan çıkarır.
Hayatınızda bazı özel amaçlarınız olabilir ve bu özel amaçlar sizi daha büyük bir mutluluğa taşırlar. Denizlere açılmak, bir tezgahta biri birinden güzel şeyler dokumak, dağlara tırmanmak, çiçekler yetiştirmek, bir sanatçı olmak yada ayakkabı tamir etmek olabilir bu amaç.
Herkesin ortak paydası olan daha büyük amaç ise Bana yakın olmaktır. Sizi davet ediyorum Ben. Bana yaklaşmak kendinize yaklaşmaktır. Elimi size uzatıyor ve daha Yeryüzündeyken sizi Cennet bilincine yükseltiyorum Ben. Hakikati bulmaya ve onu yaşamaya davet ediyorum sizi.
Belki de şu an için bir bodrum katında yaşadığınızı ve burasının barınma ihtiyacınızı karşıladığını söyleyebiliriz. Bu bodrum katının iyi yanları muhakkak ki var ama o bodrumdan yukarıya çıkan merdivenler de var. Yukarıda ise gün ışığının içeri dolduğu, hayal gücünüzün ötesinde güzellikler ve hazinelerle dolu sayısız odanın bulunduğu bir saray yer almakta.
Her yerde yanınızda olmama rağmen yukarıdaki bu altın sarayda çok daha fark edilir bir şekilde sizinleyim Ben. Yukarıya gelip Benimle oturmanız için sizi bekliyorum.
Burada yaptığım benzetme yetersiz kalıyor çünkü sizin özünüz, temeliniz Benim; dolayısıyla “aşağıya inip Bana gelin,” de diyebilirim ama elbette ki bodrum yada zemin katınız değilim, çatı katınız da değilim.
“Bir” olana dek siz nesiniz, Ben neyim?
Çeviren: Engin Zeyno Vural

