Please read the Guidelines that have been chosen to keep this forum soaring high!

CENNET#2138 Eylül 13,2006

CENNET#2138 Eylül 13,2006

Hayatın içindesiniz ya da onun kenarlarında. Hayatın içinde olun. Hayatın oluşmasını beklemeyin artık. Tam gözlerinizin önünde oluşturun onu. Yakasından tutun hayatın. Dağ yamaçlarındaki bir ipe tutunurmuşcasına kavrayın onu. Onunla birlikte harekete geçin. Size uzatılan bir elmişcesine sıkıp selamlayın hayatı.

Her daim onun bekleyişi içinde olamayacağınız gibi aceleye de getiremezsiniz hayatı. Dileseniz de dilemeseniz de devam edecektir hayat. Daha iyidir bunun dileyişinde olmanız. İştirak edin yaşam macerasına. Gerisinde kalmayın onun.

Hayatın anaforunun içindesiniz. Öyle değilmiş gibi davranamazsınız. Geçmişte bazı zamanlarda kendinizi bir kenara çekmediniz mi, yaşamın tam ortasından kenara, köşelere çekilmediniz m; sadece kenarda dalgalanan saçaklardan olmak için?

Budur mesele. Bir gözlemcisiniz hayatta. Kendinizi belirli bir mesafeden görmektesiniz. Başınıza bir ya da bir başka şey geliyormuş gibidir bu. Gözlemcisiniz. Hayata tanıklık ederken aynı zamanda size ayaklarınızı da kıpırdatmanızı tavsiye ediyorum.

Bir kez daha size tavsiye ediyorum, gözlem halindeyeken de dahil olun hayata, dahil olun, yalnız boğup bunaltırcasına değil, dahil olun lakin keskin kayalıklara çarparcasına değil. Hayata yönelik hisleriniz, belirli bazı dış etkenlere göre aşağı yukarı seyretmemeli. Onu tutan ellerin vicdanına kalmış bir yo-yo değilsiniz. Elbette bir yo-yo sınırlıdır yapabilecekleri konusunda ki siz sınırsızsınız.

Bir bakıma sizden hayata çok da fazla inanmamanızı istiyorum, onun için bu denli şevkli ve ateşli olmamanızı, ona böylesine bürünmüş olmamanızı. Aynı zamanda tüm kalbinizle ona ihtimam göstermenizi ve de sonuçlara bağlanmamanızı istiyorum sizden. Anı yaşamaktan bahsedilmesi ile aynı anlama gelmez mi bu? O anın içindeyken sonrasında ne olacağını sormazsınız. Bunu yaparsanız da o anın içinde olmazsınız. Her daim düşünmüş olabilecekelrinizin tersine, sanki önemlilermiş gibi, aslında hiç de öyle olmadıkları halde sanki hayati görünen okul notlarıymış gibi her zaman sonuçları gözetmek ters etkilidir. Şayet bir yarışsa hayat, koşun onun içinde ve keyif alın bu koşudan. Bırakın birinci gelmek keyifli olsun lakin gereklilik göstermesin. Sonuncu gelmenin ölümcül bir yara olmasına müsaade etmeyin. Yarışa katıldınız, koştunuz, her şeyi yaptınız. Tebrik ediyorum sizi. Kaplumbağa da tavşan da kendi süratleriyle yol aldılar. Belki mola vermesi tavşan için iyi bir şeydi aslında. Gerçekten, çizgiyi önce geçip birinci olması neden bu denli önemliydi ki?

Hayattaki ızdırapların çoğu sonuçları gözetmekten kaynaklanır. Örneğin Hz. İsa’nın hayatına peşin sonuçlar açısından bakarsanız onun kaybetmiş olduğunu söyleyebilirsiniz. Hakikatte ise bir kahraman gibi koşmuştur o, ki vermiş olduğu sevgi hala dünyayı sarmalamaktadır. Yakalanmış olması başarısız olduğu anlamına gelmemektedir. İstediği şeyi yapmıştır o. Bilincini yaşamıştır. Dünyadaki sonu ne olursa olsun kutsamıştır o dünyayı.

Başarısızlığın nasıl da var olamayacağını görüyor musunuz şimdi, sadece görüntüde, ortaya konulan bazı kıstaslar nedeniyle sadece dünyanın kanaatinde varolabildiğini onun. Budur göreli hayatın anlamı. Rölatif sadece rölatifken, mutlak olarak ortaya koyduğu bir hayal ya da bir kanaat vardır onun—Bir gün düzdür Dünya öbürgünse yuvarlak.

Çeviren: Engin Zeyno Vural