CENNET#2088 YARADILIŞIN DÜRTÜSÜ
CENNET#2088 YARADILIŞIN DÜRTÜSÜ Temmuz 24, 2006
Tanrı dedi ki:
Benim sözünü ettiğim sevgi bir histen ibaret değildir, sizin bildiğiniz hisler gibi değildir o. İniş çıkışları yoktur onun. Kendini yanıbaşınıza tabi kılmaz. Sadece oradadır. Sevgiyi farkındalık olarak da adlandırabiliriz, tıpkı sabah yağmurlarından sonra havadaki o güzel kokunun farkında olmak gibi.
Farkındalıktır ancak tam da farkındalığın farkındalığı gibi değildir çünkü hakiki farkındalık bir nesneye yönelik değildir. Bir nesnenin farkındalığı bir düşüncedir. Düşüncelerde yanlış bir taraf yoktur lakin sevgi düşüncesi hakiki ışığa sahip değildir. Aynı şekilde Tanrının da bir düşünce olduğunu söyleyebilirsiniz lakin Benim düşünülmem tam da hakkını vermez Benim olduğum herşeyin. Ancak evet Tanrının düşünce olan bir yönü de mevcuttur.
Güzel bir aşk şiiri okunduğunda, içinizdeki bir şeyleri harekete geçirir o. Onun canlandırdığı şeyler aslında şiirin sözünü ettiği şeylerden fazlasıdır. Sözcüklerde de içinizde canlılık yaratan şeyler mevcuttur. Lakin sözcüklere ihtiyacı yoktur sevginin. Sözcükler olmaksızın mevcuttur o. Bir şiir, tıpkı Cennetmektuplarında olduğu gibi, ancak gerçekten sizde olan bir şeylere temas edebilir.
Sevginin içinizde uyanan bir şey olduğunu söyleyebiliriz, yeniden uyanan bir şey.
Sevgi kendi tepelerinden yuvarlanır aşağılara. Eninde sonunda, parıldayan görkeminin içinde kendi farkındalığına erişen bir sevgi olmalıdır o. Ve böyleyken de farkedilmeden önce de sevginin ta kendisidir. Atıl kalmış bir sevgi canlı bir sevgi haline gelir, kendine tapan bir sevgi, ayağa kalkan, kendini taçlandıran, kendini anlayan, kendini takdir eden bir sevgi, yanıp tutuşan bir sevgi, sınır tanımayan, gülen, Varolan Herşeyin o olduğunu gören, kendinden keyif alan, kapıları çalan, kainata çağlayan bir sevgi, hakim olan bir sevgi, kendini şaşırtan bir sevgi, kendi kendiyle saklambaç oynayan bir sevgi, kovalamaca oynayan, kendini yakalayan, kendine koşan, kendini aşan bir sevgi, bir okyanusun dalgaları gibi kendine çarpan bir sevgi, kıyılardan taşan, her bir gediği dolduran, hiçbir boşluk bırakmayan kendinden başka hiçbir şeyle dolu olmayan bir sevgi, havai fişekler gibi patlayan, sevgiyle kalabalıkları sürükleyen, yürekleri etrafında toplayan kendi mevcudiyetinde heryerde beliren bir sevgi haline gelir o.
Dünya bir aynası haline gelmektedir sevginin, çıkış olmayan bir sevgi labirentinin, bir sevgi dansının, kendini aşağı bırakan ve dünyanın üzerinden kendine erişen bir sevgi dağının, orduları terhis eden, yerlerine aşıkları alan, devasa bir sevgi kitlesinin, eriyen bir sevgi madeninin, sonsuz bir sevgi masalının, her daim sevgi olan, her daim aynı ve her daim yeni olan, kuşlar gibi cıvıldayan Benim fısıltım olan sevginin bir aynası haline gelmektedir o.
Benim sesim midir sevgi? Kesinlikle Benim şarkımdır. Kesinlikle Benim mırıldandığım bir melodidir o.
Nasıl bu kadar çok sevgiyi barındırabilir yürekler? Sevgi nasıl bu denli doygunluk verici aynı zamanda da kendi arzusuyla dolu olabilir her an?
Ki böylelikle idrak edilmesi gerekmektedir sevginin. Kendi kendini idrak etmesi gerekmektedir onun. Heryere gidiyor olmasına rağmen bilmesi gerekir nereden gelip nereye gittiğini. Elbetteki benden kaynak bulmaktadır sevgi ve böyle olduğu halde yaradılıştan önce de mevcuttur o. Sevginin yaradılışın dürtüsü olduğunu söyleyebiliriz ve hala onu itmekte olduğunu da.
Bir gizem olabilir sevgi lakin muğlak değildir. Küçük çocuklar bilirler sevginin ne olduğunu. Sevgiden yoksun küçüçük bir dal parçası dahi mevcut değildir kainatta.
Ağaçtaki bir elma sevginin meyve vermesi, gelişip serpilmesidir ve siz de yersiniz elmayı, ısırıklar koparırsınız ondan ve elma da müteşekkir olur size. Doğal olarak size sevgisini verir o elma. Yenmiş olabilir bir meyve lakin onun meyve olma hali kalıcıdır. Ki sevgi de böyledir. Aslında, harcandıkça çoğalır sevgi. Kendi tohumlarını saçar.
Ki böylelikle kendi kendini yeniler ve özgürce uçar o. Ortaktır sevgi ve kendiyle iftihar eder. Ya siz sevdiklerim? Ya siz?
Çeviren: Engin Zeyno Vural

