Heaven #3518 Tanrı’nın Sevgili Piyanisti
Tanrı dedi ki:
Gelin yanıma oturun ve birlikte piyano çalalım. Bir düet yapalım. Yanınızda oturuyorum Ben ve bir melodi mırıldanıyorum. Parmaklarınız piyanonun tuşları üzerinde geziniyor. Benim piyanistimsiniz. Kulaklarınıza fısıldıyorum. Benim ellerimsiniz. Bir senfoniyi birlikte seslendiriyoruz, Ben bunu sessizce yapıyorum siz de tuşlara basıyorsunuz. Müzik nereden geliyor peki?
Bu Bizim mevcut ilişki halimizdir. O piyanoyu çalmak üzere Bizden Birimiz kalana dek biri birimizin içinde eriyeceğiz bir gün. Tuşlara basmaya da gerek kalmayacak. O piyano neredeyse kendi kendisini çalacak.
Bizi bir orkestra olarak nitelemek biraz zor olsa da son derece güçlü bir müzik yaparız. Müziğimiz her tarafta yankılanır. Dünyanın ritmini belirler o.
Bizimkisi akılda kolay kalan bir müziktir. Herkes çabucak kapar onu. Tuşların vurgusu bizim yaptığımız ritimdir.
Benim sevgili piyanistlerim nasıl da Biriz Biz, nasıl da Birleşmiş bir haldeyiz. Benim Okyanus, sizin de ondaki dalgalar olduğunuz söylenir ama bu ayrımı yapan kimdir peki? Yürek değildir bu. Hayır, yürek değildir. Öyleyse zihin olmalıdır.
Tıpkı sizin ve Benim birleşeceğimiz gibi yürek ve zihin birleşip bir olacaklar. Zihin muazzam bir uyanış yaşayacak ve kendisine gülmeye başlayacak. Yüreğin atışlarını bastırmaya çalışmak, onu kendisine uydurma çabasında olmak yerine yüreğin eşlikçisi haline gelmeye ve daha muazzam bir müziği seslendirmeye başlayacak zihin. Yürek ve zihni el ele, kol kola bir halde görmeye başladınız mı? Zihnin, yüreğin ritmini izleyerek yürüdüğünü, yüreğin ve zihnin yüreği birlikte yücelttiklerini görmeye başladınız mı? Bu uyumdur, ahenktir; zihin ve yürek.
Bu uyum dünya ve Cennet bilinci de bir olana dek yapılanmaya devam eder. Neden olmasın ki? Dünya Cennet’e neden yükselemesin ki? Dünyanın tüm yapması gereken eski ayakkabılarını çıkarıp yenilerini giymektir. Bu ışıl ışıl yeni ayakkabılar Cennet’in pasaportu olarak düşünülebilir.
Eğer dünya bir gemi olsaydı, içeri dolan suları dışarı atar, daha hafif olurdu.
Cennet dünyayı çok uzun zaman önce bulmuştu. Eski benliğini aşarak doğal bir şekilde Cennet’le buluşmak ve bunu Cennet’in koşulları dahilinde yapmak için sıra dünyadadır şimdi. Cennet’le müzakere olmaz. Eski düşünce biçimlerinden başka gözden çıkarması gereken bir şey yokken ve her şey onun kazancına yönelikken dünya neden yükselmesin ki?
Cennet dünyayı buyur ediyor, ona hoş geldin diyor. Eşi benzeri olmayan bir macerada biri birlerine refakat etmeleri için Cennet dünyayı davet ediyor. Ah canım, ortaya yüreklerini ve zihinlerini koyduklarında Cennet ve dünya birlikte neyi başaramazlar ki? Dünyanın tek ihtiyacı olan şey niyet etmektir, böylelikle yükselecek, yücelecektir o; böylelikle Cennet ve dünya ayrılmaz iki arkadaş olacaktır.
Cennet ve Dünya birlikte nasıl da bir müzik yapacaklar. Nasıl da dans edecek birlikte onlar. Yeni bir müzik, yeni bir dans, yeni bir dünya ve her zamanki Cennet. Benim bu sözünü ettiğim şeyler bir varsayım yada teori değildir. Bu yeni dünyanın kaçınılmaz bir şekilde gözlerimizin önünde belirişinden bahsediyorum Ben. Aslında yeni bir dünyada değildir o. Taşıdığı yanılgı ve tuzaklardan arınmış orijinal dünyadır. Yeni bir harikalar diyarıdır o.
Şimdiye kadar olan, çocuklarımın Bana huşu duygusuyla bakmalarıydı. Bundan sonra ise çocuklarım Kainattaki doğru yerine ulaşmayı başaran dünyaya huşu duygusu besleyecekler. Dünya hak ettiği yere kısıtlamaları, sınırları, hudutları özgür kılarak ulaşır; bu insan icadı hiçlikler öylesine önemli bir hale gelmiştir ki tamlık, bütünlük ve vizyon unutulmuştur. Bunlar artık bir kenara bırakılacaktır; belki daha sonra yeniden ortaya çıkmaları olasıdır ama zaman mevcut olmadığına göre daha sonrası asla gelmez.
Zaman da bir bariyerdir, dolayısıyla zaman da bir kenara bırakılacak ve dünya bu anın gerçek kutsallığını bilerek Ebediyet diyarına giriş yapacaktır. Hazır mısınız?
Çeviren: Engin Zeyno Vural